İSLAM’DA HAYA (EDEP)
İL: GİRESUN
AY-YIL: ŞUBAT-2009
TARİH: 12/02/2010
İndirmek İçin Lütfen Tıklayın
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Değerli Müslümanlar!
Haya; utanma, çekinme, ar, edep, namus, iffet, Allah korkusuyla günahtan kaçınmaktır. (1) Bir diğer ifadeyle; nefsin, çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesidir. Edebe aykırı davranışlar meydana gelince kalbin ıstırap duymasıdır.
z Kardeşlerim!
Haya, kişiye fazilet yollarını gösterir. Edep ve hayadan mahrum olan insan, her türlü iğrenç işe girişir. Toplumun gelişmesi, utanma duygusunun canlı bir şekilde aralarında yaygınlaşmasıyla yakından ilgilidir. Utanma duygusunu kaybetmiş insanı merhum Mehmet Akif ERSOY şöyle ifade ediyor:
“Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde;
Ne çirkin yüzler örtermiş, meğer o incecik perde,”
Değerli Mü’minler!
Haya ile hayat arasında yakın ilişki söz konusudur. Hayat, ölümün zıddıdır. Dirilik ve canlılık manasına gelir. İnsanın maddi yönüyle ilgilidir. Haya da, insanın manevi canlılığını ve diriliğini temin eden can damarı gibidir. Bu bakımdan insanın hayası, ruhu ve can damarı kadar önemlidir. Bunun için Hz. Peygamber (sav) “Her dinin bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı da hayadır.” (2) buyurmuşlardır.
Müminler!
Haya ile iman arasında da önemli bir irtibat vardır. Peygamber Efendimizin şu hadisi bu ilişkinin anlamlı bir ifadesidir.
“İmanın en üst derecesi La ilahe illallah demektir. En alt derecesi de geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan gidermektir. Haya da imandan bir şubedir.”(3)
Değerli Kardeşlerim!
İnsan; sağduyusu, inancı ve haya duygusu ile nefis ve şeytanın kötü telkinleri arasında mücadele halindedir. Allah inancı sağlam ve haya duygusunu yitirmeyen insan, iyilik ve güzelliklere yönelir. Kötülük ve haramlardan uzak durur. Hutbemi başlarken okuduğum ayetle bitiriyorum. “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan korusunlar. İffet ve namuslarını muhafaza etsinler.” (4)
-------------------------------------------
1-Şemsettin Sami, Kamus-u Türki, I, 194
2-Malik, Hüsnü’l-huluk,II,905
3-Müslim, İman, 58
4-Nur, 30
HAZIRLAYAN: Enver TÜRKMEN
ÜNVANI: İlçe Müftüsü / Görele
MEVLİD KANDİLİ
İL: GİRESUN
AY-YIL: ŞUBAT-2009
TARİH: 19/02/2010
İndirmek İçin Lütfen Tıklayın
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ
وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Muhterem Müslümanlar!
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.), 571 yılında Rebiulevvel’in 12’nci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir. On dört asır evvel meydana gelen, cahiliye dönemini sona erdiren, Hz. Adem (A.S.)’dan beri devam eden tevhid inancını yeniden canlandıran Peygamberimizin doğumu, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Peygamberimizin risaletiyle, insanlık üzerine çöken kara bulutlar dağılmış, cehalet, haksızlık ve zulüm sona ermiştir.
Yüce Rabbimiz, bütün insanlık için en büyük lütuf olan Peygamberimizi Kur’an-ı Kerim’inde şöyle takdim etmiştir: “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkardan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (1)
Değerli Müslümanlar!
Rabbimiz “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da kaçının” (2) ayetiyle Peygambere teslimiyet emredilmiş, bunun da ötesinde ona itaati kendine itaat kabul etmiş (3) O’nun emrine muhalefet edenleri ise belâya çarpılmak yahut can yakıcı azaba uğramakla uyarmıştır. (4) Peygamber Efendimiz de (S.A.V.) : “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (5) buyurarak O’nun sünnetine tâbi olmanın bir tercih meselesi değil, Müslüman olmanın bir gereği olduğunu ifade etmiştir.
Peygamber Efendimizin örnek hayatı, her Müslüman için, alınması gereken ibretli derslerle doludur. O’nun uygulamalarını baş tacı edenlerin, aile yuvası daha sıcak, kazancı daha bereketli, akrabalık ve komşu bağları daha sağlamdır. Özellikle bazı sünnetlerin unutulmaya yüz tuttuğu günümüzde Hz. Peygamber’in sünnetini diri tutmak, dünya ve ahiret mutluluğumuzu sağlayacaktır.
Aziz Mü’minler!
Mevlit Kandilini vesile olarak kabul edip, Sevgili Peygamberimizin bütün güzel hasletlerini örnek alarak ruhumuzu O’nun güzel ahlâkıyla donatmalıyız. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah’ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim “Habibim, de ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (6) ayeti, Allah’ı sevmenin Peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir.
O halde Sevgili Peygamberimizi iyi tanımaları için onun örnek yaşayışını, üstün ahlakını, güzel öğütlerini çocuklarımıza küçük yaştan itibaren öğretelim. Önümüzdeki Perşembeyi Cumaya bağlayan gece idrak edeceğimiz Mevlit Kandilinin cemaatimize, Ülkemize, İslâm alemine ve bütün insanlığa hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.
1- Al-i İmran 3/164
2- Haşr 59/7
3- Nisa 4/80
4- Nur 24/63
5- Buhari, Nikah,1; Müslim, Nikah,5
6- Al-i İmran, 3/31
HAZIRLAYAN: Muammer AKIN
ÜNVANI: Küçük Eğrice C.İ.H./Piraziz
|
GIYBET VE DEDİKODUNUN ZARARLARI
İL: GİRESUN
AY-YIL: ŞUBAT-2009
TARİH: 26/02/2010
İndirmek İçin Lütfen Tıklayın
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ
Muhterem Müslümanlar!
İnsanları birbirine düşüren ve toplumsal huzuru bozan manevi hastalıklardan biri de “gıybet” yani “dedikodu” dur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir gün ashabına;
- “Gıybet nedir, bilir misiniz,?” diye sordu.
Ashap;
“Allah ve Resulü daha iyi bilir”, dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz (s.a.s.);
-“Din kardeşini hoşlanmayacağı bir sıfatla anmandır.” buyurdular. Bu arada ashabdan birinin;
“Ey Allah’ın elçisi, eğer söylediğim şey din kardeşimde varsa ne buyurursunuz?” demesi üzerine;
“Zaten söylediğin sıfat kardeşinde varsa onun gıybetini yapmış olursun, şayet yoksa, ona iftira etmiş olursun.” buyurdu.(1)
Şu halde konu ne olursa olsun, bir müslümanın gıyabında konuşulan şey onun hoşuna gitmezse, o gıybet sayılır, haramdır.
Gıybeti Yüce Allah Kuran’da ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir. Hucurat Suresinin 12. ayetinde;
-“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”(2) buyurmuştur.
Muhterem Mü’minler!
Gıybet ve iftira, insanlar arasındaki ilişkileri bozar, insanların zarar görmesine sebep olur. Toplumun düzenini sarsar. Dostlukları ortadan kaldırır. Güvensizlik ve tedirginlik meydana getirir. İnsanların birbirlerine karşı önyargılı olmalarına sebebiyet verir. Bu önyargılar sonuçta toplumsal bir hastalığa dönüşür.
Bunun için, insan onurunu zedeleyen, dargınlık ve düşmanlıklara sebep olan gıybet ve iftiradan uzak duralım. Akıl ve vicdana ters düşen bu fiilleri yapmışsak, hiç vakit kaybetmeden gıybet yaptığımız kardeşlerimizden özür dileyerek bizleri affetmelerini isteyelim. Yüce Rabbimizin kul haklarını affetmeyeceğini asla unutmayalım.
----------------------------------------------------
1- Ebu Davut Terc. C. 5/25
2- Hucurat, 49/12
HAZIRLAYAN: Öner ŞAHİN
ÜNVANI: Balçıklı Köyü C.İ.H./Piraziz
MEKKE’ NİN FETHİ
İL: GİRESUN
AY-YIL: OCAK-2010
TARİH: 01/01/2010
İndirmek İçin Tıklayın
MEKKE’ NİN FETHİ
Muhterem Müslümanlar!
İslam tarihinin dönüm noktalarından birisi de, hiç şüphesiz Mekke'nin fethidir.
Mekke… Yeryüzünde Tevhidin timsali olan bir şehir. K.Kerim’de, ümmül-kura yani şehirlerin anası diye zikredilen, (1) her türlü saldırıdan korunmuş saygın ve güvenli yer (2) ve insanların manen temizlenip arındığı bir mahal (3) olarak işaret edilen, âlemlerin en şereflisi ve en mükemmelinin dünyaya geldiği bir şehirdir.
İlk bânisi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.) olan, daha sonra da Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in bu temel üzerine Allah'ın emir buyurmasıyla yeniden inşâ ettikleri kıblegahımız olan Ka’be’nin bulunduğu bir şehir.
Allah'ın Resulü hicret ederken Kabe'yi tavaf etti ve "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım senden ayrılmazdım"(4) diyerek Mekke'ye olan sevgisini dile getirmişti.
Değerli Müslümanlar!
Hicretin sekizinci yılında, İslâm, olanca haşmetiyle etrafa yayılmıştı. Bir taraftan; Bedir'de müşrikler mağlup edilmiş, Uhut’ta geri püskürtülmüş, Hendek’te hezimete uğratılmış, diğer taraftan, büyük bir zafer olan Hudeybiye Anlaşması ile müslümanlar güç kazanmıştı.
Nitekim müşriklerin barışı bozmalarıyla Peygamberimiz savaş hazırlıklarını tamamladı ve 10 bin kişilik muazzam bir orduyla Mekke'ye doğru hareket etti. Yolda katılan birliklerle ordunun sayısı 12 bini buldu. Neticede Mekke, savaş bile olmadan fethedildi.
Öğle namazı vakti girdiğinde Nebiy-yi Ekrem Efendimizin emriyle, Hz. Bilâl, Kâbe'nin üzerine çıkarak ezan okumaya başladı. Îmânlı gönüllerde bir sevinç, bir canlılık, îmânsız gönüllerde ise üzüntü ve yıkılış vardı. Seneler önce boynuna ip takıp sokak sokak dolaştırdıkları, akla gelmedik eziyet ve işkencelere maruz bıraktıkları köle Bilâl, şimdi Kâbe'nin üzerinde gür sesiyle şirk ehlini çatlatırcasına Tevhidi ilân ediyordu.
Aziz kardeşlerim!
Hz. Peygamber, yeryüzünün en şerefli ve en faziletli binası olan Kabe’yi putlardan temizledi. Aynı gün, kendisini ve müslümanları memleketlerinden çıkaran, her türlü kötülüğü reva gören ve canlarına kasteden Mekke’li müşrikler için umumi af ilan etti. Bu engin merhametin neticesinde
müşrikler peygamber (s.a.v)’e biat ederek müslüman oldular.
Mekke'nin fethedilmesi İslam fetihlerinin başlangıcı kabul edilmiştir. Bundan sonra müjdelendiği gibi kısa bir sürede İslam orduları İspanyaya kadar ilerlemiş ve İslamiyet dünyanın her tarafına yayılmıştır.
Hutbemizi Nasr suresinin mealiyle bitirmek istiyorum: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” (5)
-----------------------------------------------------------
1) Enam S. 92
2) Ankebut S. 67
3) Hac s. 29
4) ibn-i Mace 2/1037
5) Nasr (1-3)
HAZIRLAYANIN ADI:Ali MUTLU
ÜNVANI:Kapı Mh. C.M.K. / Giresun
|