KUR’AN-I KERİME GÖRE İNSAN
25/04/2008 KUR’AN-I KERİME GÖRE İNSAN الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ {4} أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ {5} Muhterem Müslümanlar Yüce Rabbimiz yarattığı kullarını iyiyi, kötüyü, doğruyu, eğriyi, faydalıyı zararlıyı seçebilmesi için Peygamberler ve ilahi kitaplar göndermiştir. Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed (SAV)in peygamberliğini kabul edip dili ile söyleyen, kalbi ile tasdik edip, Kur’anın emrettiği şekilde yaşayan kişiye Kur’ana göre model insan ve Müslüman denir. Bizler Elhamdülillah mü’miniz, müslümanız. Bu bakımdan Cenab-ı Hakka ne kadar hamdüsena etsek azdır. Muhterem Müslümanlar Bir kimsenin sadece, inandım, iman ettim demesi kafi ise de imanın kemale er mesi, Kur’anın tarif ettiği Müslüman ve olgun mü’min olabilmek için yeterli değildir. Yüce Kitabımız Kur’an Müslüman ve olgun mü’mini şöyle tarif ediyor. “O müttakiler, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan zekat ve rirler. Yine onlar, sana indirilene ve ahiret gününe iman ederler. İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenlerde ancak onlardır.” (1) Sevgili Peygamberimiz de “Müslüman o kimsedir ki, Müslümanlar o’nun dilinden ve elinden selamette bu- lunurlar.” (2) “Hiç biriniz kendisi için arzu ettiğini başkası için de arzu etmedikçe iman etmiş olamaz.” (3) “ Mü’minler birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve korumakta bir vücut gibidir.“ (4) “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez,onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.” (5) buyurarak, model insan ve müslümanı ne de güzel tarif etmiştir. Değerli Müslümanlar Müslüman Allah’a karşı kulluk vazifelerini eksiksiz yapıp, İslam’ın temeli olan namazlarını tam bir ihlasla muntazaman kılacaktır. Özrü olmadığı sürece cemaate iştirak edecek, Din kardeşiyle görüşecek, kaynaşacak ve yardımlaşacaktır. Malının zekatını verip, orucunu tutup zenginse hac vazifesini yerine getirecektir. Müslüman, Allah’a karşı vazifelerini yaptıktan sonra, insanlara karşı da vazifelerini ihmal etmeyecektir. İnsanların en hayırlısının insanlara en çok faydalı olan kimsenin olduğunu aklından çıkarmayacaktır. Kısaca Müslüman; İmanda, ibadette, ahlakta, yaşayışta, kazançta, giyinişte, yemede, içmede ve bütün hayatında Kur’an-ı ve Hz. Peygamberi örnek alarak onların yolunda gitmeye çalışmalıdır. (1) Bakara Suresi Ayet 3.4.5. (2) Tecrid-i Sar.C.1 Sh.129 (3) “ “ “ 30 (4) Riyazus sal. Ter.C.1 Sh.277 (5) “ “ “ “ “ “ “ HAZIRLAYAN: Erol ÖZTÜRK ÜNVANI: İmam-Hatip-Keşap
İYİLİKLERDE YARDIMLAŞMAK
22/02/2008 İYİLİKLERDE YARDIMLAŞMAK يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا Muhterem Müslümanlar! İnsan bu geçici âleme, kalıcı ticaret yapmak için gönderilmiş muhterem bir varlıktır. Şu kısa ömür zamanı içinde insanın yapacağı her türlü hayırlar ve iyilikler, onu saadete kavuşturacaktır. Ömür sermayesini şuursuzca harcayanın sonu ise hüsran olacaktır. İnsanoğlu dünyadan göçerken ne elde etmişse, ahiret sermayesi de o olacaktır. Bu dünyada kazandıkları, ebedi hayat olan ahiret âleminde onun için ölçü değeri olacaktır. Nitekim bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyurmuştur. Yani insan ne ekerse onu biçecektir. Nasıl ki buğday eken arpa, arpa eken de buğday biçemezse, aynen bunun gibi dünya hayatında Allah ve Resulünün güzel buyruklarını tutarak, iyilik ve hayırlı işler ekenler, ebedi hayatta mutluluk ve saadet meyvesi toplayacaklardır. Değerli Kardeşlerim! Dünya ve ahirette huzurlu olmak isteyen insanlar; önce Allah ve Resulüne samimi bir kalple inanmalı ve Cenab-ı Hakk’a kulluk görevini harfiyen yerine getirmelidir. Sonra da komşularına ve misafirine iyi muamele etmeli; dedikodu, iftira, gıybet, haset, kin, adavet gibi kötü huy ve düşüncelerden uzak bulunmalı; konuştuğunda güzel ve faydalı söz söylemeli veya susmalı; büyüğünü saymalı, küçüğünü sevmelidir. Evinde, iş yerinde, cemiyetin her kesiminde devamlı iyi şeyler düşünmeyi, insanlara iyilik yapmayı, güzel davranışlar içersinde olmayı kendine ahlak edinmelidir. Muhterem Din Kardeşlerim! Dinimiz, insanların cemiyet hayatı kurarak yaşamalarına, toplulukta iyi işleri başarabilmek için karşılıklı yardımlaşmaya, kötü işlerden topluluğu uzak tutmaya çok büyük bir önem vermiştir. Köy, kasaba ve şehirde kurduğumuz cemiyet hayatında kendimize düstur edineceğimiz hareket tarzını ise; hutbemizin başında okuduğum şu ayet’i kerimesi ile Cenab-ı Hak bizlere şöyle emir buyurmuştur: “İyilik etmek, fenalıktan kaçınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve haddi aşmak üzerine yardımlaşmayın, Allah’tan korkun, şüphesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.”(Maide, 2) Aziz Din Kardeşlerim! Ayeti kerimeden anlamamız gereken ana fikir şudur: Müslüman, cemiyet işlerinde daima iyi işlerin peşinde koşmalıdır. İyi işlerde diğer kardeşleri ile yardımlaşmalı, kötü işlerden de daima kaçınmalıdır. Hülasa; iyiliklerde yardımlaşmayı, kötülüklerde gerek ferden ve gerekse toplum olarak uzak kalmayı hiçbir zaman unutmamalıyız. Hutbemizi hikmetli sözleri ile ün yapan Lokman Hekimin oğluna yaptığı şu nasihati ile bitirmeye çalışalım: “Yavrucuğum, sana dört şey tavsiye ediyorum. Bunların ikisini unutacaksın. İkisini de daima hatırında tutacaksın. Unutacağın, iki şeyden birincisi ”Senin başkalarına yaptığın iyilik”, İkincisi de “Başkalarının sana yaptığı kötülüktür.” Daima hatırında tutacağın iki şeyden birincisi her yerde hazır ve nazır olan ” Allah-ü Teala”, İkincisi de “Ölüm” dür” Değerli Müslümanlar! Lokman Hekim’in nasihati ne kadar düşündürücüdür değil mi? Başkalarına yaptığı iyilikleri Allah rızası için insanlık namına yaparak, başa kakmayan, kendisine yapılan kötülüğü de kin duygusuna dönüştürmeden unutabilen, affedici olabilen insan, hiç şüphesiz ki iyi bir insandır. Her an yüce Allah’ı ve ölümü hatırlayan kişi de aklı başında olan, bugünden yarınına hazırlıklı bulunan bahtiyar kişidir. Diyanet İşleri Başkanlığının Temmuz 1995 tarihli hutbesidir.
|
İSTANBUL'UN FETHİ
23/05/2008 İSTANBUL'UN FETHİ وَجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ Muhterem Müslümanlar! Ne mutlu ecdadımıza ki, bize fetih ve zaferlerle dolu büyük bir tarih bırakmışlardır. Bu fetihlerden biriside şanlı tarihimize altın harflerle yazılan ve 29 Mayıs 1453 tarihinde gerçekleşen “İSTANBUL'UN FETHİ”dir. Değerli Müslümanlar; Kur'an-ı Kerim de Yüce Allah “Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” buyurur. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’de “İstanbul elbet feth olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” buyurmuştur. Bu hadisi şerifte hem bir hedef, hem de bir müjde vardır. Hedef , dünyanın en güzel beldesi olan İstanbul'u İslam adına feth etmek, müjde ise orayı fethedecek orduya komutan ve bir nefer olarak, Efendimizin “Ne güzel ne şerefli” dediği insanlardan olmaktır. İşte bu övgüye layık olmak için Müslümanlar ta Hz.Osman zamanından itibaren İstanbul’u fethetmek için seferler düzenlemişler ancak buna muvaffak olamamışlardır.Ama bu övgüye Efendimiz’in ebediyete irtihalinden tam 821 sene sonra 21 yaşında Padişah olan Sultan 2.Mehmed Han 23-24 yaşlarındayken layık olmuş, orta çağı kapatıp, yeni çağı açmıştır. Ne mutlu bu büyük komutan ve kutlu askere. Muhterem Müslümanlar! İstanbul'un fethinde her asker bir ordu kesilmiş, patlayan topların sesine, fethi müjdeleyen tekbir sedaları karışmış ve Bizans düşürülerek bu büyük Fetih gerçekleştirilmiştir. Daha önce de “Ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul'u alırım” diyen Sultan Fatih fetih gerçekleşince Rabbine Hamd ederek şükran secdesine kapanmıştır. İşte 2. Mehmet bu fetihle birlikte “FATİH” olmuştur. Fatih, feth eden, açan demektir ki Sultan 2.Mehmet İstanbul’u İslam’a açmıştır.Fetihten sonra haçlı ordularının saldırgan tutumlarına karşı da “Ben Sultan Murat Han oğlu Sultan Mehmet derim ki; bu günden itibaren canlarınız ve hürriyetiniz teminat altındadır.” fermanını yayınlamıştır. Yüce Allah bu büyük fethi O’na ve ordusuna nasip etmiş, böylece Müslüman Türk Milletinin gücünü tüm dünyaya göstermişlerdir.. Aziz kardeşlerim! Bu fetih; imanın, ilmin, azmin, cesaretin, metanetin ve Yüce Yaratıcıya inancın kendinde toplandığı bir büyük olayın adıdır.Bu fetih, imanın dalalete, bilginin cehalete, birliğin ayrılığa üstünlüğüdür. Bugün,bu büyük fethin 555. yılında biz Fatih’in torunlarına düşen ; aynı şuurla vatanımızı,milletimizi severek her karış toprağı şehidlerimiz kanıyla sulanmış vatan topraklarına kem gözlerle bakanlara karşı uyanık olmamız ve nesillerimizi Fatihler olarak yetiştirmemizdir.Hutbemi Şairin şu dizeleriyle bitiriyorum: “Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden, Senin de destanını okuyalım ezberden, Haberin yok gibidir taşıdığın değerdem, Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın, Fatih'in İstanbul'u Fethettiği yaştasın HAZIRLAYAN: Muttalip PATAN ÜNVANI: İmam-Hatip / Doğankent
İSLAMDA AİLE HAYATININ ÖNEMİ
09/05/2008 İSLAMDA AİLE HAYATININ ÖNEMİ وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فى ذلِكَ لايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ1 Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam; İnançlı ve sağlam bir tolum oluşturmak için nefsi ve nesli her türlü kötülüklerden korumak, iyi bir aile yapısı kurmayı amaçlamaktadır. Aile, nesep veya evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve çocuklardan oluşan bir topluluktur. Aile, insanın ilk kültür ocağı, ilk sevgi kaynağı, milli ve manevi değerlerin öğretildiği, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın yetiştirildiği, en önemli kurumdur. Aile kurumu, insanlığın tanıdığı bütün dinler tarafından da kutsal sayılmıştır. Onun kutsallığı; cemiyet hayatında düzeni, disiplini, huzur ve devamlılığı sağlamasından gelmektedir. Çünkü Milletlerin ve devletlerin şifresi âilede gizlidir. Bu kurumun önemine dikkat çeken yüce Rabbimiz, aileyi mutluluk yuvası olarak görmüş ve şöyle buyurmuştur. ”Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. “1. Aziz Müslümanlar! Temeli; sevgi, şefkat ve merhamet üzerine kurulan âile yuvasında, âile fertleri arasındaki iletişim önemlidir. Eşler,birbirleriyle aralarında sağlıklı bir iletişim kurabilmeli ve birbirlerini anlayışla karşılayıp, hak ve hukuklarına saygı göstermelidirler. Her konuda bizlere model olan Allah Rasûlü (s.a.v) âile konusunda da bize en iyi örnektir. O, şefkatli ve merhametli bir eş, müşfik bir baba idi. Ev işlerinde eşlerine yardım eder, istişareye önem verir, eşlerinin görüş ve düşüncelerine saygı duyar, her şeyi eşleri ile paylaşır ve onları asla üzmezdi ve şöyle buyururdu:”Sizin hayırlınız eşi ve âile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben sizin eşi ve âile fertlerine en hayırlı olanınızım.” (2) buyurmuştur Aziz Müslümanlar! Aile hayatımızda kendimize düşen sorumluklularımızı yerine getirmeliyiz. Eşlerimize karşı saygılı, dürüst, anlayışlı ve hoşgörülü olmalıyız. Evlenmenin bir gayesi vardır: O da, dinine vatanına, milletine, hayırlı bir evlat yetiştirmektir. Çocuklar ilk defa doğruluğu, dürüstlüğü, erdemli olmayı, kul hakkına saygılı olmayı, devlet malına sahip çıkmayı, milli ve manevi değerleri aile yuvasında öğrenirler.Bu değerleri evlatlarımıza öğretmeliyiz. Zira aile, işlevi açısından bir su gibidir, topluma hayat verir. Bu kaynak kurursa insanlık da kurur, bu kaynak bulanırsa toplumlar da bulanır ve çözülme kaçınılmaz hale gelir. Bu kaynağı kurutmayalım. Aziz Kardeşlerim! Toplumumuzun huzuru, devletimizin bekâsı için mutlu bir aile hayatı yaşamanızı diliyor ve hutbemi Allah Rasûlü (s.a.s)’in bir hadis-i ile bitirmek istiyorum: “Gençler, içinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözü (harama) daha fazla kapar, edep yerini daha çok korur. Gücü yetmeyen ise oruca sarılsın, çünkü oruç, onun için bir kalkandır.” 3 HAZIRLAYANIN ADI: Ali SÜRAL ÜNVANI: İmam-Hatip/ Giresun 1.Rum 21 2.İbni Hibban,Nikâh, IX,484,No:4177 3. Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1
|