İki dünyan var unutma: İç dünyan ve içinde yaşadığın dünya. İçinde yaşadığın dünyayı iç dünyanın penceresinden görebilirsin ancak. Güneşe açarsan pencereni, aydınlatırsan gönlünü, arındırırsan kalbini o zaman görebilirsin gerçeği. Bencil duygularının karanlığı kaplarsa içini, tutkuların dondurursa pencerenin camını yalancı bir dünya kurarsın kendine; endişe dolu, kasvetli ve belirsiz.
İç dünyanın renklerini yansıtır davranışların. Niyetin, inancın, düşüncen ve tecrübelerin davranışlarında gerçekleşir. Nasıl görüyorsan kendini öyle davranırsın. Ve nasıl davranırsan kendini öyle görmeye başlarsın. Kabiliyetlerin ve hayat tarzın davranışlarının önünde yürür. Yürüdüğün yol, yürümen gereken yol mudur? Bunu bilmek için objektif bir ölçün olması gerekir. İşte güvenli, doğru ve açık bir değer haritası: Allah rızası.
“De ki: Herkes kendi karakterine/ yoluna göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir." (İsra/84)
Farkında mısın kendi varlığının ve hayatının? Kim olduğunu bilirsen eğer, nereye gitmen gerektiğini de öğrenirsin. Dikkat edersen fark edersin, fark edersen öğrenirsin, öğrenirsen bilirsin, bilirsen uyanırsın, uyanırsan yürürsün. Gaflete düşersen boğulursun.
“Söylediklerine dikkat et, düşüncelerin olur;
Düşüncelerine dikkat et, duyguların olur;
Duygularına dikkat et, davranışların olur;
Davranışlarına dikkat et, alışkanlıkların olur;
Alışkanlıklarına dikkat et, değerlerin olur;
Değerlerine dikkat et, karakterin olur;
Karakterine dikkat et; kaderin olur...” (Gandhi)
Hayatını yönetebilmek için, hayatın anlamını, hayattan beklediklerini, ne yöne doğru yürümen gerektiğini, duygu ve düşüncelerini, isteklerini, hedeflerini ve ideallerini, güçlü ve zayıf yanlarını bilmen, duygu ve davranışlarını buna göre kontrol etmen gerekir.
“Kendi içine çekil ve bak! Hala kendini güzel bulmuyorsan eğer, güzel yapılacak bir heykelin yapıcısı gibi hareket et; burasını kesip şurasını düzeltiyor, bu çizgiyi daha hafif, şu diğerini daha saf hale getiriyor, ta ki eserinin üzerinde sevimli bir çehre belirinceye kadar. Aynı şeyi yap sen de: …heykelini yontmaktan geri durma hiç…” (Plotinus)
Maddi varlığından üstün ve geniş bir dünyanın donanımına sahipsin. Kendini sadece maddi varlığının sınırlarıyla kısıtladığında, çok yoksul bir hayat yaşamaya kendini mahküm etmiş olursun. Bu ıssız, yoksul, sığ, yalnız, mutsuz ve amaçsız bir dünyadır. Hayata sadece dürtüleri, istekleri, maddi ihtiyaçları, tutkuları ve beş duyunun sağladığı verilerin penceresinden bakan bir insan ne kadar yoksuldur, ne kadar yoksundur. Sadece maddi, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları ile çevrili benliğinin duvarlarını görür, kendi mutluluğunu düşünür, kendi güvenliğini hesaba katar, her şeyi kendine göre yorumlar. Oysa benliğinin duvarlarına yansıyan, hakikatin sadece gölgesidir. O gölgenin hakikati o duvarların ötesindedir. Gerçeği görebilmek için oraya bakmalısın.
“İki parmağının ucunu iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? Görmüyorsan bu âlem yok değildir. Görmemek ayıp ve kusuru ancak nefsin uğursuz iki parmağına aittir. Sen evvela gözlerinden parmaklarını kaldır. Ondan sonra dilediğini gör.” (Mevlana)
Benliğinin duvarlarını aşabilirsen Allah’ın rahmetine, insanların kardeşliğine, varlığın uyumuna tanık olacaksın. Hayatının anlamını, gönül dünyanın zenginliğini göreceksin, sorumluluğunun boyutlarını kavrayacaksın.
“Kar ve buz, güneşi görselerdi, buzluktan ümitlerini keser, erirlerdi… Böylece o su, her ağacın canına derman olurdu. Her ağaç onun gelişiyle devlet ve ikbal bulurdu. Hâlbuki o donmuş buz, öylece kalakaldı da ağaçlara, “bana dokunmayın” demeye başladı. O buz gibi donup kalan adamın ne cismi bir şeyle uyuşup birleşir, ne de bir şey onunla uzlaşır. O ancak kendi nefsinin hırsı peşindedir.” (Mevlana)
Buz gibi kendi benliğini farklı kılarak diğerlerini ötekileştirme. Su gibi rahmet ol, kendi beninin hakikatiyle yüzleş, kalıplarını kır, hayatla kucaklaş. Bulutlarla gökleri dolaş, rahmet olarak toprağa hayat ver, her canlı varlık için can suyu ol. Hedefin toprağın ve göklerin ötelerine ulaşsın.
“Bereketli toprağın ekini, Rabbinin izniyle bolluk içinde fışkırır; oysa kötü toprağınki ancak cılız bir ekin verir.” (Araf,58)
Bereketli toprak manevi olgunluğa ulaşmış, kişiliği gelişmiş, kendisini kötülüklerden arındırmış, aklını, zihnini ve iradesini doğru bir şekilde kullanabilen, gönül dünyası aydınlık insanları temsil eder. Topraklar gibi insanlar da nitelik ve verimlilik bakımından birbirinden farklıdırlar. Nitekim Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidâyet, bir toprağa erişen bol yağmura benzer; o toprağın bir kısmı verimlidir, suyu kabul eder, yeşilliktir ve çok ot bitirir. Toprağın bir kısmı suyu tutar, Allah onunla insanları yararlandırır. Su içerler, hayvanlarını ve ekinlerini sularlar. O toprağın bir kısmı ise taşlıktır, ne su tutar ne ot bitirir".
Bu benzetme Allah'ın, dininde başarıya ulaştırdığı, benimle gönderdiği hidâyetten yararlandırdığı, onu öğrenen ve öğreten insanın durumu ile, benim davetime kulak asmayan, benimle gönderilen hidâyeti kabul etmeyen insanın durumunu gösterir.” (Buhârî, "İlim", 20; Müslim, "Fezâil", 15.)
Arınmış ve aydınlanmış insanlara yakışan, iman ve ahlak değerlerine uygun zekâ ve olgunlukta işler yapmaktır. Eğer bu değerlerle nefsini eğitmiş, kalbini ve zihnini aydınlatmış, iradeni kuvvetlendirmişsen, davranışların erdemli ve değerli olur. İnsanın değeri yaptıklarıyla ölçülür, yaptıkları gönül dünyasını yansıtır, gönül dünyası da Allah sevgisiyle ve Onun rızasını kazanma niyetiyle aydınlanır. Vesselam.










